OKU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
OKU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Perşembe, Eylül 08, 2011
Pazar, Ocak 31, 2010
DİKKATİMİ ÇEKENLER
--------------------------------------------
15 yaşındaymış Nazlıcan, babası Tuncay Özkan içeri tıkıldığında... 4 ay sonra 18’ine basıyor. “Aralıksız her gün mektup yazıyorum babama, o da bana her gün cevap yazıyor” diyor.
*
721’inci mektup, bugün.
------------------------------------------
Devletin parasını başka yere harcayıp
hesabı sahte belgeyle kapatmaya kalkıştığı için 2 sene 4 ay hapse ve 11 milyon TL tutarında ceza ödemeye mahkûm olan Necmettin Erbakan’ın bilfiil hapse girmesini önleyen o raporlar “hakkını hukuk yoluyla savunma” gereği idiyse, Haberal’ınki neden öyle değil?
-------------------------------------
Bakalım “tazminat devri”nin sonu nereye varacak.
------------------------------------------------------------
Sırada Lozan var.
*
Lozan’a övgü düzen resmi ağızlar “Lozan, Sevr’in devamıdır” dediği zaman anlayınız ki, sıra Lozan’ı mahkûm etmeye gelmiştir.
*
"1923’te Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu. Hemen ardından Halifeliği lağvetti. Sonraki yıllarda ülkesini Batılı yapmayı amaçlayan reformlar gerçekleştirdi. Cami ile devleti birbirinden ayırması ve ‘rejimi (demokrasiyi) yıkmak için dîni kullanmak isteyenlere karşı orduyu görevlendirmesi’ ülkesinin büyük atılımlar yapmasını sağladı."
----------------------------------------
-Elektriğin icadıyla birlikte “buz” üretildi.
Buz üretilince,
“rakıya niye buz koymuyoruz azizim?”
keşfi yapıldı.
Bu tarihi keşif neticesinde, rakının üstüne buz koymak için daha uzun bardağa ihtiyaç oldu.
Zahmet edip özel bardak icat etmek zor geldiği için,
pratik Türk zekâsı devreye girdi,
“limonata bardağı ne güne duruyor muhterem”
keşfi yapıldı.
----------------------------------------------
Bu kararla ‘üniter devlet' ezberi bozuldu…
-----------------------------------------------
Yeni UNESCO Genel Direktörü
"Yabancı ülkelerin
beni aday göstermesine direnen ve Mısır adayını desteklemekte ısrar eden bizim iktidar yüzünden, genel direktörlük makamına Bulgar İrina Bokova gelmişti"
-------------------------------------------------
ŞEYHLER MÜRİTLER YOK
1- Suudi Arabistan’da türbe, yatır yoktur, yasaktır. Ramazan aylarında sözde yatırlara, kısmeti açılsın diye genç kızlar, sağlığı için dua edenler, dallara, ağaçlara bez parçaları bağlayanlar, cahiliye devrinden kalma putperestlik addedilir.
---------------------------------------
İktidar neden Kürt sorununu çözemez
-----------------------------
Ne Biliyorsan O Sun...
----------------------------------------
Ne diyorlardı, 30 bin Elif’i kurtaran, mübarek kadın Türkan Saylan için?
“PKK’ya burs veriyor’muş!”
“Atatürk’ün PKK’lı kızı!”
“Terörist yetiştiriyor’muş!”
*
PKK kalleş ama...
Bu iftiracılar hakkaten puştmuş!
---------------------------------------------
- Türkiye’de milyoner sayısı geçen yıl 23 bin, bu yıl 29 bin.
- Bu milyonerlerin bankalardaki parası geçen yıl 178.1 milyar lira. Bu yıl milyonerlerin bankalardaki parası 213.4 milyar liraya yükseliyor. 35.1 milyar liralık artış.
Bir yılda milyoner sayısı 29 bin kişi artarken, bir yılda işsiz sayısı 105 bin kişi artıyor.
Toplam işsiz sayısı 3 milyon 400 bini buluyor.
------------------------------------
Yüzlerce masum çocuğun kanına ellerinizi bulamakla sizi suçluyorum. Sizi Gazze'de cesedi bir enkazda feci halde yanmış olarak bulunan 18 aylık bebek Şehid Ebu Halime'nin ölümünden sorumlu tutuyor ve suçluyorum. Sizi Selhe ailesinin dört çocuğunun ölümlerinden sorumlu tutuyorum, Rola (1), Baha (4), Rana (12) ve Dyia (14), İsrail'in evlerinin üzerine attığı roketle öldüler. İsrail'in aralıksız yağan bombardımanından korunmak için barınak arayan insanların sığındıkları Birleşmiş Milletlerin okulunda öldürdüklerinin ölümlerinden sizi sorumlu tutuyor ve suçluyorum.
--------------------------------------------------
İstihbaratçı masaya oturmuş ve önüne bir harita açmıştı.
Haritada Türkiye ve Kuzey Irak görülüyordu.
Unutmayın, Irak savaşının
başlamasından 20 yıl öncesini anlatıyorum.
Adam etrafındakilere,
Kuzey Irak’a çizdiği bölgede sınırlarının bir bölümü Türkiye’nin güneydoğusuna da taşan yeni bir ülkeyi anlatıyordu.
**
Masada onu dinleyenler,
Barzani’nin Washington temsilcisi (adını hatırlamıyorum), Talabani’nin temsilcisi Behram Salih ve PKK Washington temsilcisiydi.
Bugünlerin kaderi o günlerde, Pentagon’un ikinci katında bir odada öyle çizildi.
---------------------------------------
Anadolu’da dersleri boş geçen çocuklar, kolejlerde en kaliteli öğretmenler tarafından yetiştirilen çocuklarla aynı sınava girip, aynı sorularla nasıl yarışır
a, sana ne
b, hadlerini bilsinler
c, yerse
d, girmesin kardeşim
e, çok da pipimdeydi
Star TV’nin 170 kalem (beyaz eşya, mobilya, otomobil gibi) malının alıcısı belli değildir.
Uzan Grubu’na ait, 372 kalem eşyanın (motorlu araç, atölye tezgâhı, asansör, beyaz eşya, av tüfekleri, tabanca, otomobil, otobüs gibi)
belli değildir.
Mehmet Albayrak isimli kişinin satın aldığı 82 kalem (video, klavye, klima gibi) eşyanın satış bedeli
belli değildir.
Hüseyin Kartal isimli kişinin satın aldığı 574 kalem eşyanın (elektronik cihazlar) satış bedeli
belli değildir.
TMSF’nin 12 milyon 875 bin TL’ye neyi satın aldığı
belli değildir.
Vodafone’un 15 milyon 645 bin TL’ye neyi satın aldığı
belli değildir.
Muhammen bedelinin (piyasa değeri) 30 milyon TL olduğu belirtilen gayri menkul, 1 milyona satılmıştır.
TMSF’nin el koyduğu
TV’ler, gazeteler, dergiler ve radyolarda hangi gazeteci yazarlara,
hangi yüksek maaşlarla
program yaptırıldığı, yazı yazdırıldığı da
belli değildir.
Müzeden tablo çalan!
Hazine’den beslenen!
İkisi de aynı.
----------------------------------------------------------
Eğer bütün gazetelerimiz
8 sütun üzerine dev puntolarla
“Hop dedik Başbakan”
diye
haykıramıyorsa...
*
AKP’nin belli bir ekonomi politikası yoktur.
*
AKP’nin iktisadi dünya görüşü gökten inmiş değildir. Büyük çapta Turgut Özal’ın zihin haritasından faydalanarak yollarını bulmaktalar. Buna “Özalsız Özalcılık” diye bir ad takılabilir. Özal ise, Demirel’in çırağıdır. Demirel de Celal Bayar ve Adnan Menderes’in “su işleri müdürü”dür. Onların izledikleri politika da Osmanlının son zamanlarında izlediği “el parasıyla geçinme ve mümkün mertebe kalkınma” düsturuna benzemektedir.
*
----------------------------------------------------
Araştırmacı yazar Aytunç Altındal,
AB’ye şekil verenlerin, “Gül ve Haç Kardeşliği” adlı gizli bir masonik örgüt olduğunu, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile Türkiye’nin üyeliğine en sert tepkiyi gösteren AB Anayasası’nın mimarı Fransız politikacı Giscard d’Estaing’in de bu örgütle bağlantısı olduğunu söyledi. Altındal, AB’nin perde arkasında kalan kodlarını ve Türkiye’yi bekleyen tehlikeleri şöyle anlattı:
ÖNCE KOMÜNİZM ÇÖKTÜ1- Son 12 yılda neler değişti ki, Avrupa’ya uzaktan bakan Türkiye birden üyeliği için mücadele edilen bir ülke hâline geldi?
12 yıl öncesini dikkate alırsak, özellikle Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ndeki kendine özel “komünizmin” çöktüğünü görürüz. Bu öylesine âni oldu ki, çok değil 1990’da birisi çıkıp da bunu söyleseydi ona “Deli/Uçuk” gibi sıfatlar yakıştırılırdı. Üstelik koskoca komünizm, tek mermi atılmadan çöktü. Düşünebiliyor musunuz ki, Moskova’da Komünist Parti yasaklandı. Türkiye, 70 yıl süreyle Sovyet tehdidini öne sürerek varlığını güvencede tuttu. Sovyetler’den sonra Yugoslavya, Batılı güçler – ve Vatikan – tarafından parçalandı. Sırada Türkiye vardı. Türkiye biz bilmiyoruz ama Batı için “Yapay Devlet” statüsünde görülüyor.
*
6 Ekim’de yayınlanan Tavsiye Raporu’nda gerçekte şu tavsiye edildi 17 Aralık’ta toplanacak olan ülkelerin devlet ve hükûmet başkanlarına: “Biz Türkiye’ye kesin tarih vermedik. Sizler de AB’yi bağlayacak kesin angajmanlara girmeyin.” Ucu açık ve en az 20 yıl sürdürülmesi gereken bir süreç için 17 Aralık’ta soyut ve muğlâk birtakım cümleler aracılığıyla Türkiye uyutulacaktır.
Pazartesi, Haziran 09, 2008
DİKKATİMİ ÇEKENLER
------------------------------------------------
CAMİLERDE dağıtılıyor.
Bedava kitap.
Camiye giren, çıkan herkese bir adet o kitaptan veriliyor. Kitabın üstünde “vatandaşa bedava dağıtılsın” diye not var.
Kitabın adı ilk bakışta masum, “İlahilerle Hakka Çağrı”. Genel bir başlık. Ancak, sayfalar açıldıkça, genel başlık özel ayrıntılara iniyor.
Kitabın yazarı F.D. adında bir kadın. İlkokul mezunu. F.D. şunu söylüyor:
“Eşi türbanlı, diye benim oğlumu ordudan attılar. Ben, dinime laf söyleyenlere sessiz kalmamak için bu kitabı çıkardım.”
F.D.’nin eşi emekli imam.
--------------------------------------------------------------
küçük küçük senaryoların arka planındaki büyük senaryo toryum. Dünyanın en büyük rezervleri Türkiye'de.
Ve
parmak kadarı bir şehrin bir günlük bütün enerjisini sağlayacak güce sahiptir.
Biz bir toryum çıkartamıyoruz.
Çünkü madenlerle ilgili uluslararası anlaşmamız var.
Ve
bizim madenileri koruma görevi TSK'da.
TSK'yı yıpratttığınız zaman bu toryum madenine ulaşabilirsiniz.
Amaç,
Mustafa Kemal ve onun zihniyetini yıpratıp ona ulaşmak. Mustafa Kemal'in askerci bir zihniyete sahip olduğu söylenir. Oysa İttihat ve Terakki'den atıldı çünkü 'Asker siyasete katılmasın' dedi.
Askerin siyasete karıştırılmamasını
Mustafa Kemal
bizzat söylemiştir."
**
"Enerji Santralleri’nde uranyumun yerine kullanılabilecek olan toryum, 21. yüzyılın en stratejik maddesi olacak" diyordu. Prof. Dr. Arık, Türkiye’nin sahip olduğu toryumun toplam değerinin yaklaşık 70 trilyon 400 milyar dolar olduğunu savunuyor ve şunları söylüyordu: "Bu rakam Türkiye’nin iç ve dış borçlarının toplamı olan yaklaşık 200 milyar doları 350 kez ödeyebiliyor. Türkiye acilen bu konuda bilim adamı yetiştirmeli."
-------------------------------------------------
Buruna fiske vurma 20 para,
kafaya kabak vurma 20 para,
minderden yuvarlama 30 para,
merdivenden yuvarlama 180 para,
kel başını tokatlama 45 para,
kuyruğu dışarda kalacak şekilde fındık faresini ağzına sokma 400 para
... Üzengisi olmayan haşarı beygire bindirilip,
temaşasından hoşlanılırsa 300 para.
---------------------------------
Sevelim, ama sevdiğimiz bizden bir şey istemesin.
Evlenelim, ama eve gitmemiz gerekmesin.
Çocuğumuz olsun, ama ilgilenmeyelim.
Köpeğimiz olsun, ama gezdirmeyelim.
Okur gibi yapalım, ama derse girmeyelim.
Çalışmayalım, ama köşe dönelim.
Şarkıcı olalım, ama nota öğrenmeyelim.
Emek vermeyelim, ama çabucak şöhret olalım.
Kendimize bakmayalım, ama hasta olmayalım.
Perhiz ya da spor yapmayalım, ama zayıflayalım.
Dindar görünelim, ama hoşgörü bilmeyelim.Biz kılımızı kıpırdatmayalım, ama ülke iyiye gitsin.
Evlenelim, ama eve gitmemiz gerekmesin.
Çocuğumuz olsun, ama ilgilenmeyelim.
Köpeğimiz olsun, ama gezdirmeyelim.
Okur gibi yapalım, ama derse girmeyelim.
Çalışmayalım, ama köşe dönelim.
Şarkıcı olalım, ama nota öğrenmeyelim.
Emek vermeyelim, ama çabucak şöhret olalım.
Kendimize bakmayalım, ama hasta olmayalım.
Perhiz ya da spor yapmayalım, ama zayıflayalım.
Dindar görünelim, ama hoşgörü bilmeyelim.Biz kılımızı kıpırdatmayalım, ama ülke iyiye gitsin.
-------------------
------------------
-----------------------Adı yolsuzluk iddiasına karışan milletvekilleri artık bayram yapabilir,
--------------------------
---------------------------Leylekler göç ederken evde durmak delikanlıya yakışır mı?
----------------------
İSTER fındık ister karaçam olsun 'ağaç sökme' önerisi hele bunun için bir de teşvik verilmesi tüylerimin diken diken olmasına neden oluyor.
Türkiye'nin yangınlarda kaybettiği orman miktarı yılda ortalama 10 bin dekar.
Sökülmesi planlan fındık alanı 236 bin hektar!. 20 yılda yangınlardan kaybettiğimiz kadar büyük bir orman alanını kendi ellerimizle söküp yerine 'ayçiçeği' veya 'mısır' dikmenin nasıl bir mantığı olabilir?
Yeşil alan kaybını bir yana bırakın fındık ağaçlarının sökülmesi erezyonun ve sel baskınlarının artması anlamına gelmez mi?
PROCEEDİNGS of the National Academy of Sciences dergisinin mayıs sayısında yayınlanan bir makaleye göre spor yapan kişilerin E ve C vitamini gibi antioksidanları yüksek dozda almaları faydadan çok zarar veriyor
Türkiye'nin yangınlarda kaybettiği orman miktarı yılda ortalama 10 bin dekar.
Sökülmesi planlan fındık alanı 236 bin hektar!. 20 yılda yangınlardan kaybettiğimiz kadar büyük bir orman alanını kendi ellerimizle söküp yerine 'ayçiçeği' veya 'mısır' dikmenin nasıl bir mantığı olabilir?
Yeşil alan kaybını bir yana bırakın fındık ağaçlarının sökülmesi erezyonun ve sel baskınlarının artması anlamına gelmez mi?
PROCEEDİNGS of the National Academy of Sciences dergisinin mayıs sayısında yayınlanan bir makaleye göre spor yapan kişilerin E ve C vitamini gibi antioksidanları yüksek dozda almaları faydadan çok zarar veriyor
--------------------
----------------
---------------
İMAM hatip lisesi mezunu Recep Tayyip Erdoğan’ın
Türkiye Cumhuriyeti’ne Başbakan olması ve yedi yıldır bu görevde kalması, Türkiye’nin demokratik bir ülke olduğunu değil olmadığını gösterir.
Seçilmesi bir skandal,
o koltukta kalabilmesi bir başka skandal!
-----------------------
Birkaç yıl önce kanun hazırlayıcı iki hukukçunun
(Sulhi Dönmezer’le Doğan Soyaslan’ın)
hazırladığı Türk Ceza Kanunu tasarısında
“çocuk ve kadın tecavüzcülerine kolaylık sağlayan maddelere”
karşı çıkıp“Bunları ancak ruh hastaları teklif edebilir”…
(Sulhi Dönmezer’le Doğan Soyaslan’ın)
hazırladığı Türk Ceza Kanunu tasarısında
“çocuk ve kadın tecavüzcülerine kolaylık sağlayan maddelere”
karşı çıkıp“Bunları ancak ruh hastaları teklif edebilir”…
----------------------------------------------
İzmir’de...
10 bin Bingöllü, 13 bin Batmanlı,
19 bin Tuncelili, 20 bin Ordulu, 23 bin Ardahanlı,
25 bin Bitlisli, 26 bin Elazığlı, 30 bin Kayserili,
31 bin Malatyalı, 35 bin Tokatlı, 36 bin Şanlıurfalı, 48 bin Muşlu, 59 bin Ağrılı,
60 bin Diyarbakırlı, 60 bin Sivaslı,
69 bin Karslı,
115 bin Konyalı, 121 bin Erzurumlu, 122 bin Mardinli yaşıyor
-------------------------------------------------
Eskiden arabaların arkasına konulan ve araba hareket ettikçe başını sallayan köpekler vardı. O köpeklere benzemeyen yazarlar, çizerler, televizyoncular, radyocular, gazeteciler, muhabirler ve elbette o köpeklere benzemeyen okurlar... Biz yapacağız.
------------------------------------------------
Cep telefonu görünce konuşmak yerine susmak gelir içimden.
Nohut; vatandaşı çağrıştırır.
Diyelim ki haşlanmış mısır gördüğümde aklıma Cumhurbaşkanı, at gördüğümde aklıma Başbakan gelir...
Yumurta gördüğümde Maliye Bakanı...
Saksı gördüğümde Adalet Bakanı...
------------------------------------------------------
Mehmet Yılmaz gemi aldı.
Oktay Ekşi, başyazar kalabilmek için ekonomi servisine buzdolabı dağıttı. Yalçın Doğan, arazi kapatması için yolsuzluktan tutuklanan belediye başkanına vekalet verdi. Rezalete bak, Yalçın Bayer’in odası kaçak... Ege Cansen’le Şükrü Kızılot’un vergi kaçırdığından şüpheleniyorum. İşsizliğin sorumlusu, 24 bin kişi çalıştıran Aydın Doğan... Doğan Hızlan şairleri karıştırdı. Ahmet Hakan santrala rüşvet vermiş, telefonları dinliyor. Tufan Türenç, sayfaları akrabalarına peşkeş çekiyor. Fatih Çekirge, normalde tarım arazisi olan internete alışveriş merkezi dikmiş... Enis Berberoğlu, zaten Ergenekoncu... Benim Ertuğrul Özkök’le seks kasedim var, maaşıma zam yapmazsa yayınlayacağım.
-----------------------------------------
Bu tür osuruktan kahramanlık hikáyelerini "diplomasi" zannederek büyüyen toplumlarda, olur böyle vakalar...
-------------------------------------------
Neden monşerlik
Erdoğan’ın “monşer” tanımı üzerinde de durmak gerek. Bu tanım genellikle kültürsüz ve eğitimsiz insanlar arasında pek yaygındır. Aşağılık duygusu içinde olan bu kesimden her konuda konuşmayı sevenler, kendisinden üstün olduğunu bildiklerine “dobra dobra konuşan biri olduğunu anlatmak” için küçümser ifadeyle “biz monşer değiliz” derler. Çünkü bu cahil kesim “dobra dobra” konuşmakla “nezaketsizlik” arasındaki ince çizgiyi bilmez.
Erdoğan’ın “monşer” tanımı üzerinde de durmak gerek. Bu tanım genellikle kültürsüz ve eğitimsiz insanlar arasında pek yaygındır. Aşağılık duygusu içinde olan bu kesimden her konuda konuşmayı sevenler, kendisinden üstün olduğunu bildiklerine “dobra dobra konuşan biri olduğunu anlatmak” için küçümser ifadeyle “biz monşer değiliz” derler. Çünkü bu cahil kesim “dobra dobra” konuşmakla “nezaketsizlik” arasındaki ince çizgiyi bilmez.
------------------------------------------------
------------------------------------------
----------------------------------------------------
ISSIZ ADAM Bir Tuna Kiremitçi romanı... Ne bir eksik ne bir fazla... Ama bir Tuna Kiremitçi romanına "Dostoyevski romanı" muamelesi çekildiğinde ne hissedeceksek, bu filmin doğurduğu toplumsal histeri karşısında da aynı duyguyu hissediyoruz... Ne bir eksik, ne bir fazla...
--------------------------------------------
----------------------------------------------
http://www.fatihaltayli.com.tr/
ser6971 - 31/EKİ/2008 12:31
Hüseyin ÜZMEZ,
Soru; Hoca sen bu kızın orasını burasını elledin mi?
Cevap; Anası razı, kız memnun, elleyip ellemediğim konusunda bana soru soramazsınız.
İnançlarım gereği helal, sizin Statükocu kanunlarınız yüzünden yargılanıyoruz.
Ha bir de ben Peygamberin itiyim, bana herkes beleş
Dün akşam programdan anladığım bu...
ser6971 - 31/EKİ/2008 12:31
Hüseyin ÜZMEZ,
Soru; Hoca sen bu kızın orasını burasını elledin mi?
Cevap; Anası razı, kız memnun, elleyip ellemediğim konusunda bana soru soramazsınız.
İnançlarım gereği helal, sizin Statükocu kanunlarınız yüzünden yargılanıyoruz.
Ha bir de ben Peygamberin itiyim, bana herkes beleş
Dün akşam programdan anladığım bu...
--------------------------------------------------
Ben bir de yağmur sonrasında yerinden oynamış sokak parkelerinin üstüne kazayla bastığınızda yeni ütülenmiş pantolonunuza sıçrayıveren çamura çok sinirlenirim. Hayatta bundan daha lüzumsuz bir şey olabilir mi?
----------------------------------------------------------------
-------------------------------------------------------------------------
Aynen aktarıyorum
“...Devlet 8 yıl önce MİT’e alternatif emniyet içinde bir oluşum yarattı... Ama bunlar son bir yılda siyasilere hizmet etmeye başladı...Hükümet olayı örtmesin diye ben elimdeki belgeleri muhafaza ediyorum... Bunlar çok büyük örgüt ama ben korkmuyorum...”
-----------------------------------------------
Eli silahlı teröristlere habire af çıkarırken; İstiklal Madalyası sahibi Jandarma Genel Komutanı’nı hapse atıp, beyin kanaması geçirene kadar içerde tutmadık mı?
PKK’ya yataklık yaptığı için hapiste yatan kadını, çıkarıp, Meclis’e sokarken, Cumhurbaşkanı’nın masasına davet ederken; 1’inci Ordu Komutanı’nı "terör örgütü kurmak"tan içeri tıkmadık mı?
Şehide "kelle" dediği için tazminat ödemeye mahkûm olan, "Askerlik yan gelip yatma yeri değildir canım kardeşim" diyen Başbakan’a, "Bravo, aynen devam" deyip, yüzde 47 oy vermedik mi?
PKK, hastalanmaması için serçe parmağının tansiyonu bile ölçülen Abdullah Öcalan’ın saçı kesildi diye, kalkışma provası yapıp, Diyarbakır’ı yakıp yıktığında, polisin-askerin elini tutup, "Cana geleceğine mala gelsin" diyen Diyarbakır Valisi’ne "aferin" deyip, Başbakanlık Müsteşarı yapmadık mı?
PKK’ya yataklık yaptığı için hapiste yatan kadını, çıkarıp, Meclis’e sokarken, Cumhurbaşkanı’nın masasına davet ederken; 1’inci Ordu Komutanı’nı "terör örgütü kurmak"tan içeri tıkmadık mı?
Şehide "kelle" dediği için tazminat ödemeye mahkûm olan, "Askerlik yan gelip yatma yeri değildir canım kardeşim" diyen Başbakan’a, "Bravo, aynen devam" deyip, yüzde 47 oy vermedik mi?
PKK, hastalanmaması için serçe parmağının tansiyonu bile ölçülen Abdullah Öcalan’ın saçı kesildi diye, kalkışma provası yapıp, Diyarbakır’ı yakıp yıktığında, polisin-askerin elini tutup, "Cana geleceğine mala gelsin" diyen Diyarbakır Valisi’ne "aferin" deyip, Başbakanlık Müsteşarı yapmadık mı?
-------------------------------------------------
Genç bir adamın poliste ve cezaevinde işkenceden öldüğünü okuduktan sonra, kalp krizi öncesi ağrılarını yaşar gibiyim; göğsümün üzerinde filler geziniyor! (11 Ekim. Radikal)
Utanıyorum; kendimden, çocuklarımdan, 75 yaşındayım, böyle bir ülke bıraktığımız için utanıyorum, herkesten
özür dilerim...
Utanıyorum; kendimden, çocuklarımdan, 75 yaşındayım, böyle bir ülke bıraktığımız için utanıyorum, herkesten
özür dilerim...
--------------------------------------------------------
-------------------------------------------
Sınırları bu iktidar döneminde İstanbul iline eşitlenen İstanbul Büyükşehir Belediyesi tek başına 4300 imar tadilatı yapmış. İmar iznini genişleterek yapılan tadilatların yarattığı rantı hayal dahi edemiyorum. Gelin sadece aracı payını hesaplayalım.
Dişli olayından hareketle aracıya da takriben 1 milyon $ bırakan bu tadilatlardan 4300 x 1.000.000 = 4.300.000.000 (4 milyar küsur) dolar rüşvet potansiyeli oluştuğunu görüyoruz. Gelin siz bunun yarısını potansiyel rüşvet olarak kabul edin!
Rakam yine de 2 milyar $ civarında!
Bu rakam sadece İstanbul için geçerli.
Diğer illeri de hesaba katınca rüşvet potansiyeli en az 10 milyar dolara ulaşır!
--------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------
-----------------------------------------------------------
*
AB Parlamentosu Üyesi Vural Öger, henüz AB üyesi olmadıkları bir yana, "tam üyeliğe aday"lığa bile sayılmayan Sırbistan, Makedonya, Karadağ, Bosna Hersek ve Arnavutluk gibi ülkelerle "vizelerin kolaylaştırılması" anlaşması yapan AB’nin, "Neden Türkiye ile de benzer anlaşmalar yapmadığını" sormuş.
*
Rehn de, "Türkiye ile uzun zamandan beri Vize Kolaylığı Anlaşması yapmak için çaba sarfettiklerini, ancak karşılık alamadıklarını" söylemiş.
*
"Böyle bir anlaşmanın Türkiye’deki geniş kesimlere vize muafiyeti getireceğini" söyledikten sonra:
"Vize Kolaylığı Anlaşması için defalarca girişim yapılmasına ve Ankara’yı cesaretlendirmemize karşın, Türk hükümeti bu yönde müzakerelerin başlatılmasının istendiğine yönelik herhangi bir niyet belirtmemiştir" demiş.
*
Rehn de, "Türkiye ile uzun zamandan beri Vize Kolaylığı Anlaşması yapmak için çaba sarfettiklerini, ancak karşılık alamadıklarını" söylemiş.
*
"Böyle bir anlaşmanın Türkiye’deki geniş kesimlere vize muafiyeti getireceğini" söyledikten sonra:
"Vize Kolaylığı Anlaşması için defalarca girişim yapılmasına ve Ankara’yı cesaretlendirmemize karşın, Türk hükümeti bu yönde müzakerelerin başlatılmasının istendiğine yönelik herhangi bir niyet belirtmemiştir" demiş.
--------------------------------------------------------
---------------------------------------------------
----------------------------------------------------------
Dağlıca ile Ergenekon bir yerde buluşuyor.
Türkiye, orduyu ve yargıyı siyasetin dışına çıkartmadığı sürece hastalığına bir çare bulamaz
Türkiye, orduyu ve yargıyı siyasetin dışına çıkartmadığı sürece hastalığına bir çare bulamaz
------------------------------------------------------
-------------------------------------------------
"BİR SOĞAN SOYULURKEN YAŞARIYOR DA GÖZLER...
MEMLEKET SOYULUYOR, ALDIRMIYOR ÖKÜZLER..."
------------------------------------------------
Tıynet - Oğlu Mercedes'le cumaya gidecek, trilyonları gariban partili ödeyecek
Laikliğe aykırı eylemlerin odağı olduğu için 2 defa partisi kapatılan, daha sonra laikliğe aykırı eylemlerin odağı olduğu tescillenen 3’üncü partisi tarafından Çankaya’ya çıkarılan Abdullah Gül, "29 Ekim" doğumlu... Laikliğe aykırı eylemlerin odağı olduğu için 4 defa partisi kapatılan Necmettin Erbakan da, "29 Ekim" doğumlu...
*
E hal böyleyken...
"Cumhuriyet çocukları" birbirine
destek olmayacak da, kime olacak?
Recep, başkan.
Şaban, yardımcısı.
E Ramazan'a da günler kaldı.
Mübarek üç aylardayız...
-------------------------------------------------
Dağlıca ile Ergenekon bir yerde buluşuyor.Ya Türkiyede hiç yolsuzluk yapılmadı ya da hırsızlık suç değil.Türkiye, orduyu ve yargıyı siyasetin dışına çıkartmadığı sürece hastalığına bir çare bulamaz.
*
----------------------------------------------------
*
imar izinlerinden dünya kadar para çarpan, giderek zenginleşen, rüşvet aldığını saklamak gereği bile duymayan birisi varsa, o yükselecektir.
Eğer bir siyasetçi hakkında “Yahu bırak onu, hırsızın biri, önüne gelenden rüşvet alıyor” sözünü duyarsanız, adamı şimdiden tebrik edebilirsiniz.
Türkiye’nin yeni lideri odur.
Türkiye’nin yeni lideri odur.
--------------------------------------------------
*
*
---------------------------------------------------
Peki ne diyor Yılmaz?Aynen aktarıyorum
“...Devlet 8 yıl önce MİT’e alternatif emniyet içinde bir oluşum yarattı... Ama bunlar son bir yılda siyasilere hizmet etmeye başladı...Hükümet olayı örtmesin diye ben elimdeki belgeleri muhafaza ediyorum... Bunlar çok büyük örgüt ama ben korkmuyorum...”
*Tarih: 1996
Yer: Anavatan Partisi Binası
Konuşan: Mesut Yılmaz
Dinleyenler: Anavatan Partisi Başkanlık Divanı Üyeleri
Yer: Anavatan Partisi Binası
Konuşan: Mesut Yılmaz
Dinleyenler: Anavatan Partisi Başkanlık Divanı Üyeleri
*
-----------------------------------------------
*
*
---------------------------------------------
*
*
----------------------------------------------
*
*
----------------------------------------------------
*
*
---------------------------------------------------
Hatırlatayım.
1995 yılında 3. Muhrip Filosu Komutanlığına atanmıştı.
Bu filoya bağlı TCG Yavuz firkateyni, 1996 yılında Yunan Karasularında karaya oturarak Türk Denizcilik tarihinin en büyük rezaletlerinden birine imza atarken, filo komodoru Özer Karabulut’tu.
----------------------------------------------------------
---------------------------------------------------
Ergenekon Savcısının odasında 2,5 SAAT...
---------------------------------------------------
Güzel bir kitap, iyi bir kadeh şarap, okuması keyifli bir makale, izlemekten hoşlanacağınız bir film... Hayat bunlardan olmadan tekdüze...
Bizde hafta sonu, yol kenarında piknik yapmak demek değil midir? Ha bire yiyeceksin, çocuk da ip atlayacak. Bir iki kadeh rakı içecek, öylece, boş boş oturacaksın, ‘kafayı dağıtacaksın’ ama asla iyi, güzel bir şeyle doldurup ruhunu beslemeyeceksin...
Veyahut eline çekirdek alıp bir bankta saatler geçireceksin, bankın önünü arkasını çekirdek kabuklarıyla kaplamadan için rahat etmeyecek... İşin bitince kalkacak, evin yolunu tutacaksın. Yeni gelen etrafın pisliğinden dem vuracak ama bir posta çekirdek kabuğu da onlar atacak...
Doğdu, büyüdü, işe gitti, hafta sonları piknik yaptı, kene ısırdı ve öldü...
Bizde hafta sonu, yol kenarında piknik yapmak demek değil midir? Ha bire yiyeceksin, çocuk da ip atlayacak. Bir iki kadeh rakı içecek, öylece, boş boş oturacaksın, ‘kafayı dağıtacaksın’ ama asla iyi, güzel bir şeyle doldurup ruhunu beslemeyeceksin...
Veyahut eline çekirdek alıp bir bankta saatler geçireceksin, bankın önünü arkasını çekirdek kabuklarıyla kaplamadan için rahat etmeyecek... İşin bitince kalkacak, evin yolunu tutacaksın. Yeni gelen etrafın pisliğinden dem vuracak ama bir posta çekirdek kabuğu da onlar atacak...
Doğdu, büyüdü, işe gitti, hafta sonları piknik yaptı, kene ısırdı ve öldü...
---------------------------------------------------------
DALAVERE
Gelir Vergisi Kanunu’nun 40/10. maddesinde deniliyor ki, "Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara bağışlanan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin faturasının tamamı yani yüzde 100’ü deftere masraf olarak yazılır."
Gelir Vergisi Kanunu’nun 40/10. maddesinde deniliyor ki, "Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara bağışlanan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin faturasının tamamı yani yüzde 100’ü deftere masraf olarak yazılır."
-----------------------------------------------------
Yeni bir dünya düzeni ve yeni güç merkezleri ortaya çıkıyor. 2001’deki terör saldırısı sonrası değişen tez-antitez-sentez döngüsünde yani “diyalektik” içinde senteze doğru kayıyoruz ve “Amerika-Ortadoğu kaynaklı İslami terör” kurulumu yerini Amerika karşısında Rusya merkezli RUSYA -Hindistan-Çin-İran döngüsüne bırakıyor...
-------------------------------------------------
http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=121924,10,5
‘17 Ağustos Marmara depremini önceden bilen deprem tahmincisi Mike Lee’nin (California Üniversitesi’nden) tezine göre, önümüzdeki Ağustos ayındaki büyük Güneş tutulmasından sonra İstanbul depremi için en tehlikeli dönem başlıyor, Marmara Denizi’nde 8.0 büyüklüğünde bir deprem meydana gelebilir ve bu depremin 3 - 13 Ağustos 2008, 4 - 14 Eylül 2008 döneminde olması söz konusu. Deprem uzmanı MIKE Lee, tutulmaların depremi tetiklediğine inanıyor. Lee’nin tezine göre Güneş, Ay ve Dünya’nın aynı düzlemde sıralanışıyla ortaya çıkan çekim gücü tektonik tabakaları, fayları, muhtelif katmanları ve magmayı etkiliyor.’
‘17 Ağustos Marmara depremini önceden bilen deprem tahmincisi Mike Lee’nin (California Üniversitesi’nden) tezine göre, önümüzdeki Ağustos ayındaki büyük Güneş tutulmasından sonra İstanbul depremi için en tehlikeli dönem başlıyor, Marmara Denizi’nde 8.0 büyüklüğünde bir deprem meydana gelebilir ve bu depremin 3 - 13 Ağustos 2008, 4 - 14 Eylül 2008 döneminde olması söz konusu. Deprem uzmanı MIKE Lee, tutulmaların depremi tetiklediğine inanıyor. Lee’nin tezine göre Güneş, Ay ve Dünya’nın aynı düzlemde sıralanışıyla ortaya çıkan çekim gücü tektonik tabakaları, fayları, muhtelif katmanları ve magmayı etkiliyor.’
-----------------------------------------------------
HAKKINI_HELAL_ET
bağışlanmamış suçlar yaşam enerjisinin katilidir; yorar.
bağışlanmamış suçlar yaşam enerjisinin katilidir; yorar.
----------------------------------
İsmi lazım değil, Türkiye’de faaliyet gösteren bir Amerikalı anlatmıştı bana...
"Tren yolcuları, vagonda otururken, farkında olmadan ideolojik karakterini ortaya koyar...Eğer trenin gidiş yönünde oturmayı tercih ediyorsan, sen devrimcisin... Bak pencereden dışarı, manzara çok hızlı akar... Sürekli yeni, sürekli değişken yani...Eğer, trenin gidiş yönünün aksine oturuyorsan, sen muhafazakársın... Bak pencereden dışarı, manzara aheste aheste akar... Telaşsız, sindire sindire."
Dayanamamış, sormuştum:"Sen hangi tarafta oturuyorsun?"
Gülümseyip, cevaplamıştı:
"Ben rayları döşerim!"
-------------------------------------------
Atatürk ,
ne hakkında birisi kötü bir söz söyledi diye küçülür, ne de değerini korumak için bir özel kanuna ihtiyaç duyar.
Öte yandan Atatürk hakkında bu sözü söyleyen genç kadına bakarak şunu söylemek de mümkün: Bunun Atatürk’ü sevmiyor olması daha iyi!
Zaten bunların ataları da Atatürk’ü pek sevmezlerdi.
Halife’nin verdiği idam fermanını, Kurtuluş Savaşı sürerken "Din elden gidiyor" denilerek çıkartılan isyanları unutmayın.
İngilizleri sevme ve "Keşke İngiliz mandası olsaydı" demesinin nedeni de bu olsa gerek.
Ne de olsa, kan çekiyor!
Öte yandan Atatürk hakkında bu sözü söyleyen genç kadına bakarak şunu söylemek de mümkün: Bunun Atatürk’ü sevmiyor olması daha iyi!
Zaten bunların ataları da Atatürk’ü pek sevmezlerdi.
Halife’nin verdiği idam fermanını, Kurtuluş Savaşı sürerken "Din elden gidiyor" denilerek çıkartılan isyanları unutmayın.
İngilizleri sevme ve "Keşke İngiliz mandası olsaydı" demesinin nedeni de bu olsa gerek.
Ne de olsa, kan çekiyor!
Salı, Şubat 26, 2008
DİKKATİMİ ÇEKENLER
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın temelli kapatma istemi neticesinde, Anayasa Mahkemesi tarafından laiklik karşıtı fiillerin odağı ilan edilen hükümetin, ismi Ali Dibo hadiselerine karışan ve dokunulmazlığının kaldırılması için Meclis’te dosyası bulunan avukat Adalet Bakanı, telefonlarımız kanunsuz şekilde dinleniyor diyen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı ve aynı zamanda Yargıçlar ve Savcılar Birliği Başkanı olan Savcı’nın şikâyeti üzerine, telefonları dinleyen ilgililer hakkında Cumhuriyet Savcısı’na soruşturma izni veren Sincan 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Hâkim’in, ki, bu Hâkim, Cumhurbaşkanı’nın ve Başbakan’ın yargılanması yönünde görüş beyan eden Hâkim’dir, meslekten atılmasını ve 4 ila 20 sene hapse tıkılmasını, aynı zamanda, telefonlarımız kanunsuz şekilde dinleniyor diyen Yargıçlar ve Savcılar Birliği Başkanı olan Yargıtay Cumhuriyet Savcısı’nın da meslekten atılmasını ve mümkünse hapse tıkılması ihtimalinin değerlendirilmesini talep ederken, söz konusu avukat Adalet Bakanı’nın amiri olduğu Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu’nun, İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nden aldığı izinle, telefonları kanunsuz şekilde dinledikleri iddia edilen Ergenekoncuları soruşturan Cumhuriyet Savcıları’nın amiri konumundaki İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın ve İstanbul Adliyesi’nin telefonlarını Ergenekon soruşturması kapsamında dinlettiği ve bu arada, Yargıtay santralı ve Yargıtay Birinci Başkanlığı’na ait telefonların da kanunsuz şekilde dinlendiğinin ortaya çıkması üzerine, Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun inceleme başlattığı anlaşılmıştır.
----------------------------------------
AKP_ne_Yapıyor?
Tek cümle ile özetleyebilirim; dünya büyük bir ekonomik krizin eşiğindeyken ve en önemlisi dünya son 150 yılın en büyük ekonomik genleşmesini 2003-2007 arasında yaşadığı dönemde Türkiye sadece Cumhuriyet’in birikimlerini satıp “zaman öldürürken”; AKP’nin yaptığı tek bir şey var: Dünyadaki gelişmelerin sağladığı avansı ülke yararına kullanmak yerine kendi ideolojisi uğruna sadece “sistemle” dalaşmak...
Tek cümle ile özetleyebilirim; dünya büyük bir ekonomik krizin eşiğindeyken ve en önemlisi dünya son 150 yılın en büyük ekonomik genleşmesini 2003-2007 arasında yaşadığı dönemde Türkiye sadece Cumhuriyet’in birikimlerini satıp “zaman öldürürken”; AKP’nin yaptığı tek bir şey var: Dünyadaki gelişmelerin sağladığı avansı ülke yararına kullanmak yerine kendi ideolojisi uğruna sadece “sistemle” dalaşmak...
----------------------------------------
Dünyamız, bir şey yapmadan çok şey olmaya kalkan insanlarla dolu. Oysa, “yaşamdaki her şeye, büyük bir şey yaparak başlayınız. Ardından yapacağınız tüm küçük şeyler büyük olacaktır” demiş bir düşünür.
--------------------------------------
“Kıyakçı”lık nedir bilir misiniz?Anadolu’da kavruk kalan inekleri döllemek için boğa getirirler ama boğa bir türlü o devasa cinsel organını hayvanın içine sokamaz.“Kıyakçı”lar çağırılır hemen.Bu adamlar elleriyle o devasa organı kavruk ineğe sokuverirler.
Fethullah Gülen medyası ve AKP medyasında yazan çizen bazı “aydın” kalemlere bakıyorum da siz işte tam da busunuz.
Sizler “kıyakçı”sınız.Benim güzel ve yalnız ülkemi hem içeriden hem dışarıdan iğfal etmek isteyenlerin kıyakçıları.
--------------------------------------------
Bilim adamları kadınlardan alınan doku örnekleriyle hem sperm hücresini hem de yumurta hücresini laboratuvar ortamında üretmenin mümkün olacağını belirtiyor.
* 2108’de kadınların erkeğe ihtiyacı olmadan hamile kalabileceği klinikler tüm dünyaya yayılacak.
* 2128’de dünya nüfusunun yüzde 70’ini kadınlar oluşturacak.
* 2158’de sperm bankaları tamamen boşalmış olacak ve son tüp ve son erkek bebek dünyaya gelecek.
* 2238’da dünyadaki son erkek ölecek ve tüm dünya kadın olacak.
* 2108’de kadınların erkeğe ihtiyacı olmadan hamile kalabileceği klinikler tüm dünyaya yayılacak.
* 2128’de dünya nüfusunun yüzde 70’ini kadınlar oluşturacak.
* 2158’de sperm bankaları tamamen boşalmış olacak ve son tüp ve son erkek bebek dünyaya gelecek.
* 2238’da dünyadaki son erkek ölecek ve tüm dünya kadın olacak.
--------------------------------------------------
İrecep bey sen bize ,meydanlarda söz verdin ,
Memleketi düzlüğe ,götcem dedin götmedin .
Garşımızda sefilce ,boynunu büküp durdun ,
Haydut ,hırsız ,haksıza ,çatcem dedin çatmedın.
Müslümanız çok şükür ,Batıyınan işimiz ,
Olmaz bizim ,bizlere ,yeter gendi aşımız ,
Dedin emmee ,sayende ,tasmalandı başımız ,
IMF cavırını ,atcem dedin ,
Memleketi düzlüğe ,götcem dedin götmedin .
Garşımızda sefilce ,boynunu büküp durdun ,
Haydut ,hırsız ,haksıza ,çatcem dedin çatmedın.
Müslümanız çok şükür ,Batıyınan işimiz ,
Olmaz bizim ,bizlere ,yeter gendi aşımız ,
Dedin emmee ,sayende ,tasmalandı başımız ,
IMF cavırını ,atcem dedin ,
------------------------------------------------
Ulema , âlimin çoğulu. “Sufi Gözüyle Kadın” kitabının yazarı, İlahiyat Profesörü Süleyman Uludağ, bir İslam âlimi. Vakit Gazetesi’nde İslami ahlak uzmanı Hüseyin Üzmez de bir İslam âlimi.
İkisi yan yana, olur size ulema. Üstelik cevazı oybirliğiyle verirler, çünkü çok anlaşırlar: Biri teoride, öteki pratikte seri cima allamesi.
Kadın, bunların önünde tutup kafasını açmaya kalksa, “Tövbe tövbe!” diye gözlerini yumar, “Örtün ey gafile!” diye celallenirler.
Kafaya kelleye gözleri kayarsa, konsantrasyonları bozulur çünkü. İlgi alanları değil.
Biri atıyor, öteki tutuyor.İlahiyat profesörü, ilahi eserinde “bir gecede bin kadın dölleyen” bir batarya tarif ediyor, ancak hiç havuz problemi çözmediği belli. Musluğun debisi kaç, dakikada kaç milimetreküp akıtıyor, ilk havuz 1 dakikada dolarsa, ikinci, üçüncü, bininci havuz kaçıncı saatten sonra dolar, musluğun içinden geçtiği batarya ettense aşınma payı ve kokmuş kıyma kıvamı, çeliktense ısınma payı, soğutma tesisatı falan gibi hesaplar hak getire.
İkisi yan yana, olur size ulema. Üstelik cevazı oybirliğiyle verirler, çünkü çok anlaşırlar: Biri teoride, öteki pratikte seri cima allamesi.
Kadın, bunların önünde tutup kafasını açmaya kalksa, “Tövbe tövbe!” diye gözlerini yumar, “Örtün ey gafile!” diye celallenirler.
Kafaya kelleye gözleri kayarsa, konsantrasyonları bozulur çünkü. İlgi alanları değil.
Biri atıyor, öteki tutuyor.İlahiyat profesörü, ilahi eserinde “bir gecede bin kadın dölleyen” bir batarya tarif ediyor, ancak hiç havuz problemi çözmediği belli. Musluğun debisi kaç, dakikada kaç milimetreküp akıtıyor, ilk havuz 1 dakikada dolarsa, ikinci, üçüncü, bininci havuz kaçıncı saatten sonra dolar, musluğun içinden geçtiği batarya ettense aşınma payı ve kokmuş kıyma kıvamı, çeliktense ısınma payı, soğutma tesisatı falan gibi hesaplar hak getire.
-------------------------------------
Normal insan evladı gibi flört edersen, bu ülkenin Diyanet’i seni "zina" yapmakla suçluyor... Ama, "dindarım" ayaklarıyla, 9 yaşındaki kızı koynuna alırsan, çıt çıkarmıyor! Üç eşin, dört eşin varsa, normal... Tek eşin varsa, "kerhaneci" diyorlar... "Dini nikáh"ımızı "prezervatif" haline getirdiler... Takıyorsun, her türlü rezilliği yapabilme özgürlüğüne kavuşuyorsun!
Takkeli, takunyalı cahil cühelanın "kanaat önderi" diye, eli ayağı öpülüyor. Camilere tezgáh açıp, "zihin makinesi icat ettik" diye para tokatlıyorlar. Devleti yönetenler, "Davul Tozu Minare Gölgesi Holding"lerin açılışlarını yapıyor. "Faiz haram"sa... Dünyanın en yüksek faizi nerede?
----------------------------------------------------------------------
Uzunca bir zamandır içinde yaşadığı coğrafyaya tahammül edemeden var olmaya çalışıyorum. İşlerin bir gün düzeleceği ve içinde mutlu olacağım bir topluma ulaşacağımız umudunu da çoktan yitirmiş durumdayım.Umudunu kaybeden insan artık hayal de kuramıyor doğal olarak. Ben de çareyi, beni hayal kırıklığına uğratan kurum ve kişilere küsüp çekilmekte buldum.
Küstüğüm ve uzaklaştığım kurum ve kişilerin değişmesini filan beklemiyorum. Sadece beni de kendilerine benzetmesinler diye uzaklaşıyorum onlardan
Artık toplumun bana uymayan kişi ve kurumlarına karşı pasif direnişe geçiyorum. Kolektifist fikirlerin tümüne karşıyım. Çünkü bunların hepsi içine toparladıkları insanlardan tek bir davranış biçimi sergilemesini bekliyorlar. ‘Bireyci anarşist’in doğasına aykırıdır bu beklenti. Belki ‘bireysel anarşist’ eyleme geçebilir ama ‘bireyci anarşist’in hedefi eylemsizliktir.
Hayatlarını ‘yılma, mücadele et’ türünden anlamsızlıklarla geçirenler, mücadelelerinden bir sonuç alamadıklarını ve alamayacaklarını göremiyorlar belki ama ben çoktan yıldım ve yıldığım için mutluyum.
Küstüğüm ve uzaklaştığım kurum ve kişilerin değişmesini filan beklemiyorum. Sadece beni de kendilerine benzetmesinler diye uzaklaşıyorum onlardan
Artık toplumun bana uymayan kişi ve kurumlarına karşı pasif direnişe geçiyorum. Kolektifist fikirlerin tümüne karşıyım. Çünkü bunların hepsi içine toparladıkları insanlardan tek bir davranış biçimi sergilemesini bekliyorlar. ‘Bireyci anarşist’in doğasına aykırıdır bu beklenti. Belki ‘bireysel anarşist’ eyleme geçebilir ama ‘bireyci anarşist’in hedefi eylemsizliktir.
Hayatlarını ‘yılma, mücadele et’ türünden anlamsızlıklarla geçirenler, mücadelelerinden bir sonuç alamadıklarını ve alamayacaklarını göremiyorlar belki ama ben çoktan yıldım ve yıldığım için mutluyum.
------------------------------------------------------------
Ancak hangi sistemi uygularsanız uygulayın temelde üç önemli parametre vardır. Çalışılan süre (ortalama hayat beklentisi eksi çalışılan süre eşit emeklilik), ödenen prim ve emeklilikte alınan maaş. Bugün, bebek ölümlerini çıkarttığınız zaman 15 yaşında bir Türk vatandaşının hayat beklentisi 77 yıldır (67 saçması total yalandır, ölen bebekler çalışmaz). Ortalama emekli ise 46 yaşındadır. 30 yıl emekliliği hiçbir sosyal güvenlik ve sigorta sistemi kaldıramaz. Bu nedenle de düşük olmayan prime rağmen, hiçbir emekli Türk, emeklilik maaşı ile yaşayamaz, sefil olur! Sorun sistem sorunudur!
http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=112199,10,12
http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=112199,10,12
--------------------------------------------------------
“Ben İstanbul’un imamıyım . Elhamdülillah şeriatçıyım. Yılbaşına karşıyım. Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok..”
Sayın Başbakan, “İstanbul’un imamı siz değilsiniz. 4 nesildir bu kentli olan benim. Yılbaşını da kutluyorum, Atatürk’ü de ayakta anıyorum. Çok sevdiğiniz Tevfik Fikret ile Mehmet Rauf’u incelerseniz benim kim olduğumu da öğrenirsiniz. Hatta Necip Fazıl Kısakürek’e de bakın biraz. Kabataş vapur iskelesinden kalkan 03.00 arabalısından bakın sevgili üstadınıza. Öğrenmemek ayıp değildir.”
-------------------------------------------------------------------
AKP iktidarıyla gelinen talihsizlik.
------------------------------------------------------------------------'En az üç çocuk' ikiyüz yıl önce çürüdü
Malthus teorisinin tarihi 1803. Buna göre:
Kaynaklar kıt, ihtiyaçlar sınırsız. Artan nüfus, kıt kaynakları hızla tüketeceği için, nüfus artış hızını önlemek gerek. Çünkü, yüksek nüfus artışı işsizlik, düşük ücret ve yoksulluk demek. Yoksulluğu önlemek için, nüfus artış hızını düşürmek gerek.
------------------------------------------------------------------------insanlar Kürtçe dışında başka dil bil-mi-yoooor.
-----------------------------------------------------------------------AKP’nin yeni Türkiye’si
-----------------------------------------------------------------------
“Türbanını çıkar demek, donunu çıkar demektir”.
Türkiye 1994, 1999 ve 2001 yıllarında üç kriz yaşadı.
--------------------------------------------------------------------
"Semercinin ölmesi için değil, bizi eşeklikten kurtarması için Tanrı’ya dua edelim!"
----------------------------------------------------------------------
Kimdi o ABD’ye ’rest’ çeken?..
----------------------------------------------------------------------
Böyle bu işler...
Al parayı.
Sen de kömürü al.
Kes sesini!
Ne onuru?
-------------------------------------------------------------------
Üçüncü Dünya Savaşı Türkiye’den mi çıkar?
------------------------------------------------------------------
Elleri kınalı ana kuzuları , sırtlarında 40 kilo çanta, eksi 26 derecede , karda-dağda yatıp, kahpe pusulara düşerken... Ceylan derisi koltuklarda oturan milletvekillerimiz,
gece yarısı sızma harekátıyla , kendi emekli maaşlarına yüzde 70 zamcık yapmaya kalkışıyorsa...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)